Ana Sayfa / Makaleler / Osho’nun Sezgi kitabından

Osho’nun Sezgi kitabından

Osho

Ben tamamen akıla karşı değilim. Bazı faydaları vardır ancak bunlar kısıtlıdır ve senin bu kısıtlamaları anlaman gerekmektedir. Eğer bir bilim adamı olarak çalışıyorsan aklını kullanman gerekir. Çok güzel bir mekanizmadır ancak eğer bir köle olarak kalıp, sahip olmadığı sürece çok güzeldir. Eğer bir sahip olur ve sana hükmetmeye başlarsa, o zaman tehlikeli olur. Bilincin kölesi olarak zihin çok güzel bir uşaktır; zihin bilincin sahibi olması durumunda tehlikeli bir sahip olur. Burada önemli olan verilen önem.

Ben tamamen akla karşı değilim. Ben de aklımı kullanıyorum, nasıl karşı olabilirim? Şu anda seninle konuşurken aklımı kullanıyorum. Ama ben ona hükmediyorum, o bana hükmetmiyor. Eğer onu kullanmak istiyorsam kullanıyorum. Eğer kullanmak istemiyorsam, onun bana hükmedecek bir gücü yok. Ancak senin aklın, senin zihnin, senin düşünme sürecin, istesen de istemesen de devam ediyor. Sanki bir hiçmişsin gibi, seni dikkate almadan sürekli devam ediyor; hatta sen uyurken bile işlemeye devam ediyor. Seni hiç dinlemiyor. O kadar uzun süre hükümdarlık sürmüş ki, sadece bir hizmetçi olduğunu tamamen unutmuş durumda. Yürüyüşe çıktığın zaman bacaklarını kullanırsın. Ancak oturduğun zaman artık bacaklarını oynatmana gerek yoktur.

İnsanlar bana soruyor, “Osho, iki saat boyunca koltukta oturarak konuşuyorsun ve pozisyonunu bile değiştirmiyorsun. Bacaklarını bir kere bile oynatmıyorsun.” Neden oynatayım? Yürümüyorum ki! Ama biliyorum, sen koltuğunda otururken bile, tam olarak oturmuyorsun. Bacaklarını oynatıyorsun, pozisyon değiştiriyorsun, doğruluyorsun. Bin bir farklı şey yapıyorsun; büyük bir huzursuzluk içinde olduğun yerde dönüp duruyorsun. Aynı şey zihnin için de geçerli. Eğer seninle konuşuyorsam, zihnimi kullanıyorum. Konuşmayı kestiğim an, zihnim de anında duruyor! Eğer seninle konuşmuyorsam zihnimin çalışması için bir gerek yok, o yüzden sessizliğe bürünüyor. Zaten öyle olmalı, nötr kalmalı. Uyurken de rüya görmüyorum; buna gerek yok. Sen rüya görüyorsun, çünkü gündüzden yapılmamış o kadar çok iş var ki, zihnin gece de çalışıyor. Bu aslında bir fazla mesai; gündüz bitirememişsin. Hem zaten nasıl bitirebilirsin? Aynı anda bin bir farklı şey yapıyorsun. Hiçbir şey tamamlanmıyor; her şey eksik kalıyor. Hem de sonsuza dek eksik kalıyor.

Öleceksin ama hiçbir şey tamamlanmış olmayacak. Tek bir yönde bile işlerin tamamlanmış olmayacak, çünkü bütün yönlere doğru aynı anda koşuyorsun. Birçok parçaya dönüşmüşsün, bir bütün değilsin. Zihnin seni bir tarafa çekiyor, kalbin başka bir tarafa çekiyor, bedenin de başka bir yöne gitmek istiyor; sen her zaman bir şaşkınlık içindesin. Hangisini dinleyeceksin? Ayrıca zihnin de tek değil, birçok zihnin var. Sen çok ruhlusun; içinde bir zihin kalabalığı var. Bir birlik, bir uyum yok. Sen bir orkestra değilsin; hiçbir şey akortlu değil. Her şey başına buyruk hareket ediyor; kimse diğerini dinlemiyor. Sadece gürültü yaratıyorsun; müzik değil. Akıl, eğer bütünün hizmetçisi olarak işlev görürse iyidir. Doğru yerini bulan hiçbir şey kötü değildir. Ama eğer yanlış yerdeyse, o zaman her şey yanlış olur. Eğer başın omuzlarının üstündeyse bir sorun yoktur. Ama eğer başka bir yerdeyse, o zaman bir yanlış vardır. Bilim adamı olarak çalıştığın zaman akıl gereklidir. Bir pazaryerinde çalışırken akıl gereklidir. Kelimelerle iletişim kurmak, insanlarla konuşmak için akıl gereklidir. Ancak sınırlı bir kullanımı var. Aklın hiç gerekmediği çok daha yüce şeyler bulunuyor. Kendisine ihtiyaç duyulmayan yerlerde de çalışmaya devam ediyor; sorun da zaten bu.

Bir meditasyoncu aklını kullanır, ancak sezgisini de kullanıyor. Onların işlevlerinin farklı olduğunu biliyor. Kafasını kullanıyor, kalbini de kullanıyor. Kalküta’da bir yüksek mahkeme yargıcının evinde kalıyordum. Eşi bana şöyle dedi: “Siz kocamın saygı duyduğu tek kişisiniz. Eğer siz bir şey söylerseniz, o dinler. Başka hiç kimseyi dinlemez. Ben elimden geleni yaptım ama başaramadım. O yüzden bunu size söylüyorum.” “Peki sorun nedir?” diye sordum. “Sorun her gün daha da kötüleşiyor. Günde 24 saat yargıç olarak kalıyor. Benimle birlikte yatağa girdiği zaman bile, sanki benden ‘Sayın Yargıç’ dememi bekliyor gibi. Çocuklara sanki birer sanıkmış gibi davranıyor. Herkese öyle davranıyor. Çok yorulduk. O kürsüden hiç aşağıya inmiyor. Sürekli bu rolü oynuyor; hiç unutmuyor. Sanki kafasına kazınmış gibi” dedi. Doğru söylüyordu. Kocasını tanıyordum. Mahkemede bulunduğun sürece yargıç olmak iyidir. Peki ama adliye sarayından ayrıldıktan sonra? O, bu rolü evine taşıyor. Eşine aynı şekilde davranıyor, çocuklarına ve diğer herkese aynı şekilde davranıyor. Eşi ondan korkuyordu, çocukları ondan korkuyordu. Eve adımını attığı an içeriye bir korku yayılıyordu. Bir dakika önce çocuklar keyifle oyun oynarken, hemen oyunu keserlerdi; eşi anında ciddileşirdi. Ev birden bir mahkeme salonuna dönüşürdü. Milyonlarca insanın durumu bu: Aynı kalıyorlar, ofislerini evlerine taşıyorlar.

Aklına ihtiyaç vardır. Başının kendi işlevleri vardır. Kendi güzelliği vardır, ancak yerini bilmesi gerekir. Başın uzanamadığı çok daha büyük şeyler vardır ve o noktalara uzandığın zaman başını bir kenara koyman gerekir. Bunu yapacak kapasiteye sahip olmalısın. Bu esnekliktir. Bu zekadır. Akıl ile zekayı karıştırmamaya dikkat etmeyi unutmamalısın. Akıl, zekanın sadece bir parçasıdır. Zeka çok daha büyük bir olgudur; akıldan çok daha çok şey barındırır çünkü hayat sadece akıldan ibaret değildir. Hayatta sezgi de vardır. Zeka, sezgiyi de barındırır. Birçok büyük keşif sadece akılla değil, sezgiyle yapılmıştır. Hatta bütün büyük keşifler sezgiyle yapılmıştır. İçinde çok daha derin bir şey varolmaktadır. Onu unutmamalısın.

Akıl sadece bunun dış çeperi, çevresi. Varlığının merkezi değildir. Varlığının merkezinde sezgi bulunmaktadır. Aklını bir kenara koyduğun zaman, dış çeperden kavranması mümkün olmayan, içindeki bir şey işlemeye başlar. Merkezin işlemeye başlar ve merkezin, her zaman bütünle uyum içindedir. Dış çeperin egondur. Merkezin ise Tao ile uyumludur. Merkezin senin değildir, benim değildir; merkez evrenseldir. Çeperler şahsidir. Senin çeperin sana aittir, benim çeperim bana aittir. Ancak benim merkezim ve senin merkezin farklı şeyler değildir; merkezde hepimiz buluşuruz ve tek oluruz. O yüzden mistikler varoluşun tekliğini kavrar. Çünkü sezgiye dayanır. Bilim sürekli böler, parçalar. En minik parçacığa kadar uzanır. Dünya bir çokluğa dönüşür; artık evren değildir. Hatta bilim adamlarının evren kelimesini kullanmayı bırakması gerekir. Onun yerine yeni bir kelime kullanmaya başlamalılar. Evrenin mistik bir yönü bulunmaktadır, evren tek demektir. Mistik tekliğe ulaşır; bu merkezin deneyimidir. Ancak merkez, sen dış çeperden merkeze yöneldiğin zaman harekete geçebilir. Bir kuantum sıçramasına ihtiyacı vardır.

Osho-Sezgi

Hakkında Ali Gülkanat

Biliyoruz ki; KELEBEK ETKİSİ: ”Ankara’da bir kelebeğin kanat çırpması, Diyarbakır’da da fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, ülkenin yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir.”

12 yorumlar

  1. İnsan için en önemli olan şey yine insandır. Spinoza

  2. Güzel hiçbir zaman bol olmamıştır. Emerson

  3. kızım on yaşında onun için de kullanabilir miyim