Ana Sayfa / Osho Kitapları / Ego-5 İdealler-3

Ego-5 İdealler-3

İdeal sözcüğü benim için kirli bir sözcüktür. Benim ideallerim yok. İdealler seni delirtmiştir. Tüm yeryüzünü bir tımarhaneye dönüştüren şey ideallerdir. İdeal senin olman gereken şey olmadığın demektir. Bu gerginlik, kaygı, keder yaratır. Bu seni böler, seni şizofren yapar. Ve ideal gelecektedir ve sen ise buradasın. Ve sen ideal olmadığın sürece nasıl yaşayacaksın? Önce ideal ol sonra yaşamaya başla; ve bu asla gerçekleşmez. Bu eşyanın tabiatı gereğince gerçekleşemez.

İdealler imkânsızdır. Bu yüzden onlar ideallerdir. Onlar seni delirtir ve seni ruh hastası yapar. Ve kötülemek ortaya çıkar çünkü sen her zaman idealin gerisinde kalırsın. Suçluluk duygusu yaratılır. Aslında din adamlarının ve politikacıların yapmakta olduğu şey budur; onlar sende suçluluk duygusu yaratmak ister. Suçluluk yaratmak için onlar idealleri kullanır; basit mekanizma budur. Öncelikle bir ideal ver, ve sonra suçluluk duygusu otomatikman gelir.

Eğer sana iki göz yeterli değil, üç göze ihtiyacın var üçüncü gözünü aç dersem… Lopsang Rampa oku; üçüncü gözünü aç. Ve şimdi şu şekilde ve bu şekilde çok dene, çok çalış, başının üzerinde dur ve bir mantra söyle; ve üçüncü göz açılmaz. Şimdi sen suçluluk duymaya başlarsın. Bir şey eksik…sen doğru kişi değilsin. Sen depresyona girersin. Üçüncü gözü sert bir şekilde ovalarsın ve o açılmaz.

Tüm bu saçmalıklara dikkat et. Bu iki göz güzeldir. Ve sadece tek bir gözün varsa bu mükemmeldir. Sen sadece kendini olduğun gibi kabul et. Tanrı seni mükemmel yarattı, o sende hiçbir şeyi eksik bırakmadı. Ve şayet sen bir eksiklik olduğunu hissediyorsan, bu da mükemmelliğin bir parçasıdır. Sen mükemmel bir şekilde mükemmel değilsin. Tanrı daha iyi bilir: Mükemmel olmamanın içinde sadece gelişmek vardır, sadece mükemmel olmamanın içinde akış vardır, sadece mükemmel olmamanın içinde bir şeyler mümkündür. Sen sadece mükemmel olsaydın bir taş kadar ölü olurdun. O zaman hiçbir şey olmazdı, o zaman hiçbir şey olamazdı. Şayet beni anlarsan sana şunu söylemek isterim: Tanrı da mükemmel bir şekilde mükemmel değil; aksi taktirde o çok önceden ölmüş olurdu. Friedrich Nietzsche’nin “Tanrı öldü” diye ilan etmesini beklemezdin.

Şayet mükemmel diye bir şey olsaydı bu Tanrı ne yapardı? O zaman o hiçbir şeyi yapamazdı. O zaman o herhangi bir şey yapmak için özgürlüğe sahip olamazdı. O gelişemezdi; gidecek hiçbir yer yok. O basitçe orada takılırdı. İntihar bile edemezdi çünkü sen mükemmel olduğunda böyle şeyler yapmazsın.

Kendini olduğun gibi kabul et.

Ve ben hiçbir şekilde herhangi ideal bir toplumla ilgilenmiyorum. Ben ideal bireylerle ilgilenmiyorum.

Ben idealizmle hiç ilgilenmiyorum.

Ve bana göre toplum yoktur, sadece bireyler vardır. Toplum sadece işlevsel bir yapıdır, kullanışlıdır. Bir toplumla karşılaşamazsın. Sen hiç, bir toplumla karşılaştın mı? Sen hiç insanlıkla karşılaştın mı? Sen hiç Hıristiyanlık ile, Hinduizm ile, İslam ile karşılaştın mı? Hayır, sen her zaman birey, somut, elle tutulabilir olan bireyle karşılaşırsın.

Ancak insanlar toplumu nasıl geliştireceklerini, ideal toplumu nasıl oluşturabileceklerini düşünmüşlerdir. Ve bu insanların bela oldukları kanıtlanmıştır. Büyük zarar vermişlerdir. Onların ideal toplumları yüzünden insanların kendilerine olan saygısını yok etmişlerdir ve herkeste suçluluk duygusu yaratmışlardır.

Herkes suçluluk hisseder ve hiç kimse olduğu hali ile mutlu değil gibidir. Sen herhangi bir şey için suçluluk yaratabilirsin. Ve bir kez suçluluk yaratıldığında sen güçlü hale gelirsin. Sende suçluluk yaratan kişi, senin üzerinde kudret sahibi olur —bu stratejiyi aklında tut— çünkü sadece o zaman o seni suçlu durumdan kurtarabilir. O zaman ona gitmek zorundasın. Rahip önce suçluluk duygusu yaratır, sonra sen kiliseye gitmek zorunda kalırsın. O zaman sen gitmek ve “Bir günah işledim” diye günah çıkarmak zorundasın. Ve o, seni Tanrı adına affeder. Önce Tanrı adına sende suçluluk yarattı sonra seni Tanrı adına affetti. Şu öyküyü dinle…

Calvin annesi tarafından çok ağır bir günah işlerken yakalanmıştı ve hemen günah çıkarmaya gönderildi.

“Peder, kendimle oynadım” dedi Calvin.

“Niçin bunu yaptın?” diye gerçekten öfkeli bir şekilde bağırdı papaz.

“Yapabileceğim daha iyi bir şey yoktu” dedi Calvin.

“Ceza olarak beş kere Babalarımız, beş kere Kutsal Meryem oku” dedi.

Bir hafta sonra Calvin’in annesi onu yeniden yakaladı ve bir kez daha günah çıkarmaya gönderildi.

“Peder, kendimle oynadım.”

“Niçin bunu yaptın?”

“Yapabileceğim daha iyi bir şey yoktu” dedi Calvin.

“Ceza olarak on kez Babalarımız, beş kez Kutsal Meryem oku” dedi peder.

Sonraki hafta Calvin yine suçluydu.

“Yine gidiyorsun” dedi annesi. “Ve bu çikolatalı pastayı aziz pedere götür.”

Uzun kuyrukta beklerken Calvin pastayı bitirdi. Günah çıkarma odasında, “Peder, annem sana bir çikolatalı pasta gönderdi ama ben beklerken hepsini yedim” dedi.

“Niçin bunu yaptın?” diye sordu peder.

“Yapabileceğim daha iyi bir şey yoktu.”

“O halde niçin kendinle oynamadın.”

Rahip senin ne yaptığınla ilgilenmez, onun kendi menfaatleri; kendi çikolatalı pastaları vardır. Ve senin cehenneme kadar yolun var! O zaman sen canın ne isterse yapabilirsin. Ama çikolatalı pasta nerede?

Onlar suçluluk duygusu yaratır sonra onlar seni Tanrı adına affeder. Onlar seni günahkâr yapar. Ve sonra derler ki, “Şimdi İsa’ya gel, o kurtarıcıdır.” Seni kurtaracak hiç kimse yok çünkü her şeyden önce sen hiçbir günah işlemedin. Senin kurtarılman gerekmiyor.

Ben hiçbir ideal toplumla ilgilenmiyorum. Lütfen bu hayalden vazgeç; bu, dünyada çok büyük kâbuslar yaratmıştır. Artık politik olarak hiçbir şey yapılamayacağını aklında tut. Politika ölmüştür. Sağa ya da sola, neye oy verirsen ver, bunu hayallere kapılmadan yap. Herhangi bir sistemin bir kurtarıcı olacağı fikrini terk etmek gereklidir. Hiçbir sistem kurtarıcı olamaz: Komünizm, faşizm, Gandicilik. Hiçbir toplum seni kurtaramaz ve hiçbir toplum ideal bir toplum olamaz. Ve hiçbir kurtarıcı yoktur:

İsa, Krishna, Rama. Suçluluk taşıdığın ve varlığının bir günahkâr olduğu saçmalığını sadece bırak.

Tüm enerjini dans etmeye, hayatı kutlamaya akıt. Ve bir ideal haline geldiğinde değil, şimdi ve burada olduğun zaman sen idealsindir.

Bugünkü hali ile ideoloji gerçekliğini yitirmiştir. Aslında o hiçbir zaman zaten orada değildi. Ve ikna etme gücü de kaybolmuştur. Artık çok az sayıda ciddi zihin, planların birisi tarafından oluşturulabileceğine ve toplumsal mühendisliğin yeni bir toplumsal ahenk ütopyası oluşturulabileceğine inanır.

Biz sonuna kadar özgür bir çağda yaşıyoruz. Biz büyüdük.

İnsanlık artık çocukça davranmıyor, o daha olgunlaştı. Biz son derece Sokrat tarzı bir dönem yaşıyoruz. Çünkü insanlar hayatın tüm önemli sorularını soruyor. Kimi gelecek ideallerine, ideale, mükemmeliyete özlem duymaya ve yanıp tutuşmaya başlama.

Tüm idealleri bırak ve şimdi burada yaşa.

Mükemmeliyetçilik tüm nevrozların kökündeki nedendir. İnsanlık mükemmeliyet fikrinden kurtulmadığı sürece asla akıl sağlığına kavuşamayacaktır. Mükemmellik fikrinin ta kendisi tüm insanlığı çılgınca bir hale sürüklemiştir. Mükemmellik terimleri ile düşünmek demek senin ideoloji, hedefler, değerler, -malı’lar, -mamalı’lar terimleri ile düşünmen demektir.

Yerine getirilmek üzere belirli bir kalıba sahipsin ve şayet kalıptan uzaklaşırsan muazzam bir suçluluk duyacaksın ve bir günahkâr gibi hissedeceksin. Ve bu kalıbın senin elde edemeyeceğin bir şey olması kaçınılmazdır. Onu elde edebilirsen o zaman onun ego için pek bir değeri olmayacaktır.

Bu yüzden mükemmeliyetçi idealin doğası gereği sahip olduğu nitelik onun elde edilemez olması gerektiğidir. Sadece o zaman elde etmeye değer. Çatışmayı görüyor musun? Ve bu çatışma, bir şizofreni yaratır: Gayet iyi bir şekilde gerçekleşmeyecek olduğunu bildiğin imkânsız bir şeyi yapmaya çalışıyorsun. O eşyanın tabiatı gereği gerçekleşemez. Şayet o gerçekleşebilirse o zaman pek mükemmel olmaz; o zaman herkes onu yapabilir. O zaman onun içinde egon fazla beslenemez: Senin egon onu yutamaz, onunla büyüyemez. Egonun imkânsız olana ihtiyacı vardır. Ve imkânsız doğası gereği gerçekleşmeyecek.

O zaman sadece iki alternatif kalır: Kişi suçlu hissetmeye başlar. Şayet sen masumsan, basitsen, zekiysen suçluluk hissetmeye başlayacaksın. Ve suçluluk bir hastalık halidir. Ben burada sana suçluluk yaratmak için bulunmuyorum. Benim tüm çabam senin tüm suçluluklarından kurtulmana yardım etmektir. Suçluluk duygusundan özgür olduğun an neşe patlaması gerçekleşir. Ve suçluluk mükemmellik fikrinin içinde köklenmiştir.

İkinci alternatif şudur: Eğer kurnazsan o zaman bir ikiyüzlü haline geleceksin, onu elde etmiş gibi davranmaya başlayacaksın. Başkalarını kandıracaksın ve hatta kendi kendini bile kandırmaya çalışacaksın.

Halüsinasyonların, yanılsamaların içinde yaşamaya başlayacaksın ve bu hiç kutsal değildir, hiç dindarca değildir, son derece sağlıksızdır.

Mış gibi yapmak, yalan bir hayat yaşamak, suçluluk hisseden bir adamın hayatından çok daha kötüdür. Suçluluk hisseden insan en azından basittir ancak ikiyüzlü olan, rol yapan, aziz, sözde ermiş, mahatma bir sahtekârdır. O basitçe insanlık dışıdır. Kendisine karşı insanca değildir çünkü o bastırıyor; mış gibi yapmanın yegâne yolu budur.

Mükemmel olana karşı olan kendisinde bulduğu her şeyi bastırmak zorundadır, içinde kaynıyor olacak, o nefret ve öfkeyle dolu olacak. Onun öfkesi ve nefreti bin bir şekilde dışarıya çıkacaktır; zor fark edilen şekillerde, dolaylı şekillerde yüzeye çıkacaktır.

İsa gibi —hoş, iyi— insanlar bile öfkeyle, nefretle doludur. Ve onlar öylesine masum şeylere karşıdırlar ki inanamazsın. İsa, takipçileri —kendilerine havari diyen bir grup aptal — peşinde olduğu halde gelir. Karnı açtır, tüm grubun karnı açtır. Bir incir ağacına gelirler ve incir ağacı henüz mevsiminde değildir. Bu onun suçu değildir fakat İsa öylesine öfkelenir ki incir ağacını kötüler, incir ağacını lanetler. Şimdi, bu nasıl mümkün oluyor? Bir taraftan, “Düşmanını kendin gibi sev” diyor. Diğer taraftan ise mevsimi olmadığı için meyvesi olmayan bir incir ağacını bile affedemiyor.

Bu bölünme, bu şizofreni binlerce yıldır insanlığa egemen olmuştur.

“Tanrı sevgidir” der ama yine de Tanrı cehennemi işletmeye devam eder. Şayet Tanrı sevgi ise yapılacak ilk iş cehennemi yok etmesidir; cehennem hemen yakılmalı, ortadan kaldırılmalıdır. Cehennem fikrinin ta kendisi çok kıskanç bir Tanrıya aittir. Ancak İsa bir Yahudi olarak doğdu, bir Yahudi olarak yaşadı, bir Yahudi olarak öldü; o bir Hıristiyan değildi, o ‘Hıristiyan’ sözcüğünü hiç duymamıştı. Ve Yahudi Tanrı anlayışı çok güzel bir anlayış değildir. Tevrat der ki —bu buyruk Tanrının kendi sözcükleri ile verilmiştir — “Ben kıskanç bir Tanrıyım, çok kıskanç. Ben sevecen değilim! Ben senin amcan değilim!” bu Tanrının cehennemi yaratması kaçınılmazdır. Aslında böylesi — amcan olmayan, sevecen olmayan, kıskanç olan— bir Tanrı ile cennette yaşamak bile cehennem olacaktır. Onunla yaşayarak ne türden bir cennete erişmiş olacaksın. Despotça, diktatörce bir atmosfer olacaktır: Özgürlük yok, sevgi yok. Kıskançlık ve sevgi bir arada var olamaz.

Bu nedenle sözde iyi insanlar bile insan mutsuzluğunun sebepleri olmuştur.

Bu incitir çünkü bu şeyler üzerine hiç kafa yormamıştık. Biz hiçbir zaman geçmişimizi ortaya çıkarmaya çalışmadık ve mutsuzluğumuzun tüm kökleri geçmişimizdedir. Ve şunu aklında iyice tut, senin geçmişine İsa, Mahavira, Konfüçyüs, Krishna, Rama, Buda tarafından, Büyük İskender, Julius Sezar, Timurlenk, Cengiz Han, Nadir Şah tarafından olduğundan daha çok hükmedilir. Tarih kitapları bu insanlardan bahseder fakat onlar senin bilinçaltının parçası değildir. Onlar tarihin parçası olabilirler fakat onlar senin kişiliğini oluşturmazlar; senin kişiliğin sözde iyi insanlar tarafından şekillendirilir. Kesinlikle onlar bazı iyi niteliklere sahipti fakat yan yana duran bir ikilik vardı. Ve ikilik mükemmellik fikrinden ortaya çıkar.

Jainalar Mahavira’nın hiçbir zaman terlemediğini söyler. Mükemmel bir adam nasıl terleyebilir? Ben terleyebilirim: Ben mükemmel bir adam değilim. Ve yazın terlemek o kadar güzeldir ki terlemeyi mükemmelliğe tercih ederim. Çünkü terlemeyen bir adam basitçe plastik, sentetik, nefes almayan, gözenekleri olmayan bir bedene sahiptir. Tüm beden nefes alır, bu yüzden terlersin; terlemek vücut ısını sürekli aynı şekilde tutmanın doğal bir yoludur. Şimdi, Mahavira içinde bir cehennem gibi yanıyor olmalıydı. Vücut ısısını nasıl değişmeden tutmayı başaracak? Terlemeden bu yapılamaz, bu imkânsızdır. Jainalar Mahavira’nın ayağını bir yılan sokup yaraladığında kan değil ayağından süt aktığını söylerler. Şimdi, süt sadece Mahavira’nın ayakları ayak değil, meme olsaydı mümkün olurdu. Ve ayaklarında memeleri olan bir adam bir sirke konulmalıdır.

Onların mükemmellik fikri budur: Mükemmel bir adam kan gibi kirli, kan gibi kanlı bir şeye sahip olamaz. O süt ve bal ile doludur. Fakat bir düşün: Süt ve balla dolu bir adam kötü kokacaktır. Süt kesilir çökelek olacaktır ve bal her çeşidinden sivrisinek ve sinekleri cezp edecektir; o tamamıyla sineklerle kaplanacaktır! Ben bu tarz bir mükemmellikten hoşlanmıyorum.

Mahavira  öylesine  mükemmeldir ki o işemez, o sıçmaz; böyle şeyler mükemmel olmayan insanlar içindir. Mahavira’yı bir klozetin üzerinde otururken hayal edemezsin — imkânsızdır— fakat o zaman tüm bu boklar nereye kaybolur? O zaman o dünyadaki en boktan adam olmalı. Bir tıp dergisinde bir adamla ilgili bir şey okumuştum: En uzun süren kabızlık vakası, on sekiz ay. Fakat bu tıp insanları Mahavira’nın farkında değiller — bu hiçbir şeydir — kırk yıl. Bu bir insanın bağırsaklarını kontrol edebildiği en uzun süredir. Bu gerçek yogadır! Tüm insanlık tarihindeki en büyük kabızlık vakası…ve başka kimsenin onu yenebileceğini sanmıyorum.

Bu aptalca fikirler, sadece insanlığın acı çekmesi için korunmuştur. Şayet bu fikirler zihnindeyse o zaman sen her şey hakkında suçlu hissedeceksin.

Bu dünyayı seviyorum çünkü o mükemmel değil. O mükemmel değil ve bu yüzden o gelişiyor; mükemmel olsaydı ölmüş olurdu. Gelişim sadece mükemmel olmamak varsa mümkündür. Mükemmel demek noktayı koymaktır, mükemmellik demek nihai ölümdür; o zaman onun ötesine geçmenin hiçbir yolu yoktur. Senin tekrar ve tekrar anımsamanı isterim ki ben mükemmel değilim, tüm evren mükemmel değil ve bu mükemmel olmamayı sevmek, bu mükemmel olmamayı kutlamak benim tüm mesajımdır.

Mükemmelliği çok dert etme. ‘Mükemmellik’ sözcüğünü ‘bütünsellik’ ile değiştir. Mükemmel olma terimleri ile düşünme, bütün olma terimleri ile düşün.

Bütünsellik sana farklı bir boyut katacaktır.

Benim öğretim budur: Bütün ol, mükemmel olmayı unut. Her ne yaparsan yap tam olarak yap; mükemmel olarak değil tam olarak. Ve fark nedir? Öfkeliyken mükemmeliyetçi, “Bu iyi değil, öfkelenme; mükemmel bir adam asla öfkeli değildir” diyecektir. Bu saçmalıktan başka bir şey değildir. Çünkü biliyoruz ki İsa öfkeliydi. O geleneksel dine, din adamlarına, hahamlara karşı gerçekten öfkeliydi. Öylesine öfkeliydi ki tek bir darbe ile tüm tefecileri elindeki bir kamçı ile tapınaktan dışarı sürükledi. Ve o öylesine gür bir sesle bağırıyordu ki hepsi korkmuştu: Onun öfkesi böylesine yoğun ve tutkuluydu. İçinde doğduğu insanların onu öldürmek zorunda kalması sadece bir rastlantı değildi. O gerçekten öfkeliydi, o başkaldırıyordu.

Unutma, mükemmeliyetçi, “Öfkelenme” diyecektir. O zaman sen ne yapacaksın? Öfkeni bastıracaksın, onu yutacaksın; o senin varlığında yavaş bir zehir haline gelecek. Onu bastırabilirsin fakat o zaman sen öfkeli bir insan olacaksın ve bu kötüdür. Öfke arada bir, kendi fonksiyonu olan, kendi güzelliği olan, kendi insaniyeti olan bir alevlenmedir. Öfkelenemeyen bir adam omurgasız olacaktır, cesaretsiz olacaktır.

Öfkelenemeyen bir insan sevemeyecektir de çünkü her ikisinin de tutkuya ihtiyacı vardır ve o aynı tutkudur. Nefret edemeyen bir insan sevemeyecektir; onlar birlikte el ele giderler. Onun sevgisi soğuk olacaktır. Ve aklından çıkarma ki sıcak bir nefret soğuk bir sevgiden çok daha iyidir. En azından o insancadır; onun yoğunluğu vardır, onun hayatı vardır, o nefes alır.

Tutkusunu kaybetmiş bir insan donuk, ölü, soluk olacaktır ve onun tüm yaşamı öfke olacaktır. O, onu ifade etmeyecektir, o, onu sürekli olarak bastıracaktır. Katman katman öfke birikecektir; o basitçe öfke olacaktır. Gidip sözde mahatmalarını ve azizlerini görebilirsin, onlar öfkeli insanlardır. Onlar öfkelerini kontrol ettiklerini zannederler. Fakat kontrol edilmiş bir öfkeyle ne yapabilirsin. Onu sadece yutabilirsin, nereye gidecek? O sana aittir, o senin bir parçandır. O orada ifade edilmeden kalacaktır.

Ne zaman öfke ifade edilirse ondan özgürleşirsin. Ve öfkeden sonra sen yeniden şefkat hissedebilirsin; öfkeden sonra ve fırtına dindikten sonra sen yeniden sevginin sessizliğini hissedebilirsin. Nefret ve sevgi, öfke ve şefkat arasında bir ritim vardır. Şayet birini bırakırsan, diğeri kaybolacaktır. Ve ironi şudur ki neyi bırakırsan bırak, onu sadece yutmuşsundur. O senin sisteminin bir parçası olacaktır. Hiçbir sebep yokken basitçe öfkeleneceksin; öfken irrasyonel olacak. O senin gözlerinden, senin hüznünden, senin karanlığından, senin ciddiyetinden okunacak. Sen kutlama yapamaz hale geleceksin.

Mükemmeliyeti bütünsellikle değiştir derken demek istediğim şey öfkeliyken bütüne öfkeli olmandır. O zaman sadece öfke ol, saf öfke. Ve onun güzelliği vardır. Ve biz öfkeyi insan olmanın bir parçası olarak, zıtlıklar oyununun bir parçası olarak kabul edebilirsek dünya daha iyi olacaktır. Doğuya Batı olmadan sahip olamazsın ve gündüz olmadan geceye sahip olamazsın ve kış olmadan yaza sahip olamazsın.

Hayatı kendi bütünselliği ile kabul etmek zorundayız. Belli bir ritim vardır, zıtlıklar vardır.

Hakkında Ali Gülkanat

Biliyoruz ki; KELEBEK ETKİSİ: ”Ankara’da bir kelebeğin kanat çırpması, Diyarbakır’da da fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, ülkenin yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir.”

15 yorumlar

  1. Cesur bir adam tek başına çoğunluktur. Andrew Jackson

  2. Güzel birşeyler yazdığımız zaman, basımı ve dağıtımı konusunda da yardımcı olursun inşallah Ali’ciğim… bulgarca öğrenme

  3. Yorum yapmak isteyip de yorum yapamayanlar için ideal olabilir:) eeg nedir