Pazartesi , Ekim 23 2017

Bilinç ve İçgüdü

bilinçaltıBilinç, insanın dış dünyayı ve kendi kişisel varlığını anlamasına aktif olarak katılan zihinsel süreçlerin toplamıdır. Bu şekilde tarif ettiğimizde gözümüze çarpan ilk özellik, yaşamı fark edebilme yeteneğidir. İnsan çevresindeki olayları izler, onları değerlendirir, neyin ne olduğuna karar verir.
Yaşamını sürdürdüğü fiziksel ortam içinde kendisinin farkında olur, kendisini birey olarak algılar. Fakat bilinç, herhangi bir organımız gibi doğrudan doğruya doğanın bir ürünü değildir. Onun ortaya çıkabilmesi ve görevini yapabilmesi için biyolojik temelin yanısıra toplumsal koşullar da gereklidir. Yani bilinç, diğer insanlarla birlikte yaşayarak gelişir.

Bir çocuk ancak insan topluluğu içinde yaşarsa insan olur. İnsana insan olma özelliği veren olgu, tek başına tek bir bireye özgü ve soyut bir şey değildir. Bireyi biyolojik yapı dışında insan haline getiren toplumsal ilişkilerdir. Herhangi bir kişi, bütün insanlığın gelişmesi sonucunda oluşan bireydir. Bilinç, kendisi kadar eski olan ‘dil’in (lisan) ortaya çıkışı ile de ilintilidir. Bilincin gelişmesi ve soyut mantıksal düşüncenin oluşması üzerinde dil’in çok büyük etkisi olmuştur. İnsanlar yaşantılarının her evresinde diğerleri ile dil aracılığında sosyal ilişki kurabilirler. Onun sayesinde kendilerini kişileştirirler. Kullanılan dil terimleri içinde soyut olanlar vasıtası ile düşünebiliriz.

bilinçaltıİçgüdü ise bilincin tam zıttıdır. İçgüdüsel davranış hayvanlara özgüdür ve çevreye uyma süreci içinde gelişen biyolojik davranıştır. Oysa bilinçli davranış, doğanın insan tarafından amaca bağlı değiştirilmesinde ortaya çıkar. Burada bahsettiğim içgüdü kavramını hayvanlara özgü bağlamıyla değerlendiriyorum. Örneğin annelik içgüdüsü gibi insanlarla ilişkilendirilen içgüdü kavramları hayvanların ki ile aynı değildir. Aslında bu gibi olgulara içgüdü denmesi de tartışmalıdır.

İçgüdü, belirli hayvan cinslerinde doğuştan gelen davranış tipidir, kalıtımla alınmıştır. Öğrenilmez, deneme yoluyla kazanılmaz. İçgüdüsel davranışlarla öğrenilmiş davranışların gelişmesi birbiriyle ters orantılıdır. Hayvanlar öğrendikçe içgüdüleri azalır. Ancak tümüyle yok olmaz. Sirklerdeki hayvanların eğitimi, doğal içgüdülerini törpülemeyi amaçlar.

Genel olarak ele alırsak içgüdü belli bir olay karşısında belli bir davranıştır. İçgüdüler, insanın da belirli bir özelliğidir, ancak belirleyici rol oynamazlar. Bir hayvan kendi düşmanını görünce bağırır, kaçar veya ona saldırır. Onun durum değerlendirmesi, planlı hareket etmesi gibi davranışı olamaz. Türüne özgü tepkisi ne ise onu kalıtımla geldiği gibi uygular.

Düşman karşısındaki insanın nasıl davranacağı belli değildir. Tepki göstermesi o anda içinde bulunduğu sosyal ve entelektüel koşullara bağlıdır. Kaçması ve karşı saldırıya geçmesinin yanı sıra yapabileceği pek çok şey vardır. Birden bire olan bir patlama karşısında irkilmemiz, aniden tehlike yaratan olaylar karşısında paniklememiz farklı şeylerdir. Dolayısı ile gösterilen tepki içinde içgüdü yok denecek kadar azdır.

İnsanlarda kalıtımla gelen içgüdüsel davranışlar yoktur, zeka ile ilgili davranışlar vardır.

Bkz

Hakkında Ali Gülkanat

Biliyoruz ki; KELEBEK ETKİSİ: ”Ankara’da bir kelebeğin kanat çırpması, Diyarbakır’da da fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, ülkenin yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir.”

8 yorumlar

  1. bir iki bölümünüze soru bıraktım ve cevabını heyecanla bekliyorum..

  2. Stres çağımız insanın başındaki en büyük sorunlardan biridir. bu hastalıktan kurtulmak için alternatif yollar denenmelidir. Bu çalışmanın stresi yok etme yolunda en önemli argümanlardan biri olduğunu düşünüyorum.