Ana Sayfa / Kişisel Gelişim / Altıncı His – Sezgi – Önsezi

Altıncı His – Sezgi – Önsezi

altıncı hisGelecekte olacakları önceden hissetmeye yarayan ve özellikle de hayvanlarda gelişmiş olan, insanların bir çoğunda farklı derecelerde bulunan, olayları daha önceden tahmin etme ve bilme yeteneğidir;

Gelecekteki bir durum, gelişme veya olayın kendiliğinden bilinmesi. Gerçeğin deneye veya usa vurmadan, doğrudan doğruya kavranması durumu.

Çeşitli projelerin gelecekteki uzantılarının, tahminlere değilde, geçerli belirlemelere dayandırılma imkanı.

Herhangi bir konuda karar verici mevkide bulunan insanların yakın veya uzak geleceğe matuf olarak sağlam kararlar alma imkanı.

Astronot, kaşif, doğa araştırmacısı, pilot gibi kişilerin karşılaşabilecekleri tehlikelere ve beklenmeyen durumlara karşı belirli bir süre öncesinden hazırlıklı olabilme imkanı.

Doğal afetlerin önceden belirlenmesi sayesinde, bütün gerekli önlemlerin zamanında alınması ve böylelikle can kaybının önüne geçilmesi.

-Sezgi kelime anlamı olarak felsefede, mistisizmde, ezoterizmde ve farklı öğreti sistemlerinde değişik anlamlarda kullanılmış bir terimdir.

Bazı felsefi akımlarda akıl yoluyla kavranamayacak gerçeklerin (tefekkür) derin düşünme yoluyla aranışı sezgi kapsamında değerlendirilir.

Önsezi GeliştirmeRuhçulukta sezginin, kişinin kendi düşüncesi olmaktan daha ziyade çeşitli etkenlerden kaynaklanan tesirlerle belirdiği kabul edilir ki, bu etken çoğunlukla bedensiz bir ruhtur. Bu nedenle ruhçular yüksek bilgileri içeren tebliğlerin alındığı ruhsal irtibatlara (intuitif) “sezgisel irtibat” derler.

Gnostiklere ve antikçağ inisiyelerine göre spiritüel aydınlanma yolunda üç çeşit bilgi mevcuttur ki, bunlardan öğretim yoluyla öğrenilebilir bilgi mathesis, his ya da ıstırap yoluyla edinilebilen bilgi pathesis, sezgi yoluyla öğrenilebilir bilgi de gnosis olarak adlandırılmıştır. İnisiyasyonlarda en yüksek aşamaya ulaşan insanların, yani inisiye oluş aşamasına erişenlerin sezgi yoluyla aldıklarını çevrelerine aktararak aydınlatması sözkonusu olur. İnisiye adayının bu duruma gelişi kimi inisiyasyonlarda tohumun bitki haline gelmesi sembolizm’iyle, kimi inisiyasyonlarda da meşale sembolüyle temsil edilmiştir.

(İnspiration) İlham adı verilen sezgi söz ya da yazı tarzında dışarı yansıdığında (revelation) vahiy adını alır. Vahiy sözcüğü sadece peygamberler için kullanılan bir terim değildir. Bu terim Araplar’da İslamiyet gelmeden önce de bilinen ve kullanılan bir terim idi.

En genel anlamıyla, gerçekliği dolaysız olarak içten veya içeriden kavrayabilme ve tanıyıp bilme yetisi. Adım adım ilerleyen gidimli düşünmenin veya birtakım uğraklardan geçerek yol alan usavurmanın tersine, bir şeyi direk olarak doğrudan doğruya algılayıp kavrama; bilinçli bir düşünme ve yargıya yarma süreci olmaksızın doğrudan, aracısız gerçekleşen anlama veya bilme; hiçbir çıkarıma dayanmaksızın, dolaysız bir şekilde bilgiye ulaşma yordamı.

Başka deyişle, önermelerden başka önermelere yönelerek, mantıksal yolla çıkarımlar yaparak ilkelerden sonuca ulaşan, tek tek parçalardan bütünlüğü olan bir düşünce oluşturan gidimli düşünme yoluna karşı, doğrudan veya aracı kullanmaksızın düşünce kuran, bütünü bir defada, bir bakışta tümüyle ele geçiren, şeylerin özüne dolaysız bir şekilde, doğrudan doğruya ulaşan, şeyleri tüm bir devingenliği içinde bütünlüklü kavrayan “içten duyma” yolu.

-Telepatik Önsezi ve Morfo Genetik Alan

Telepatik önsezi yüzde 45 doğru. Cambridge’de bulunan Trinity Koleji’nde yapılan bir araştırmaya göre, birini düşündükten hemen sonra telefonunuzun çalması ve arayanın düşündüğünüz kişi olması, “telepatik bir önsezi”.

Önsezi Ne DemekRupert Sheldrake, yaptığı araştırmada kullandığı deneklerden dört tane akraba veya arkadaşının numaralarını aldı. Daha sonra rasgele seçilen numaraları arayan Sheldrake, bu insanlardan deneği aramalarını istedi ve şu şaşırtıcı sonuca ulaştı: Telefonu çalan deneklerin yaptığı tahminlerin yüzde 45 oranında doğru çıktı. Aynı bilim adamı, bu deneyin e-posta için de aynı sonucu verdiğini iddia etti. Ancak bazı uzmanlar, bu sonuçların sadece tesadüften ibaret olabileceğini ve Rupert Sheldrake’nin bu sonuca sadece 63 denekle ulaşmasının bu ihtimali güçlendirdiğini savundu.

Görünmeyen Enerji Alanları konusunda uzman, ünlü bilim adamı Rupert Sheldrak, tüm sistemlerin bilinen enerji ve madde faktöründen başka, bir de görünmeyen enerji alanları tarafından organize edildiğini söylüyor. Bu alanlar etkin alanlar; form ve davranış için şablon olarak görev yapıyorlar. Bu alanların, bizim anladığımız ve kullandığımız enerjinin bildik anlamıyla, pek alakası yoktur; çünkü morfo genetik alan kavramının etkileri, normalde bildik enerjiye uygulanan zaman ve mekan sınırlarının çok ötesine uzanmaktadır. Bu hipoteze göre, bir türün üyesi bir davranışı öğrendiği zaman, türün etkileme alanı, yavaş da olsa değişmektedir. Eğer davranış türler tarafından yeterince uzun süre tekrarlanırsa, bunun “morfik rezonansı” bütün türü etkiler.

Sheldrake buna, (morf ve genesis) var edilmek köklerine dayanarak morfo genetik alan adını veriyor. Bu alanın hareketi, zaman ve mekanda “uzaktan etkide bulunmayı” anlatıyor. Zamanın dışındaki fiziksel evren yasaları ile şekillenen form yerine, zaman içindeki morfik rezonansla bağlantılı formlar arasındaki iletişim anlatılmak isteniyor. Yani morfik alanlar zaman ve mekan içinde çoğalıp yayılabilirler ve geçmiş olayları, veya diğer tüm olayları etkileyebilir.

Bu bilimsel hipotezi bilginin yayılması konusunda da ele almak mümkündür. İnsanlar arasında bilgi alışverişleri de alan teorisinin temel esaslarına göre yayılım gösterir. Watson, bir maymun grubunun yeni bir davranışı öğrenmelerinden sonra, aralarında olası bir ‘normal’ (yani bizim beş duyu ile normal diye tanımladığımız) iletişim yolu bulunmayan diğer adalardaki maymunların bu yeni davranışı sergilemeye başladıklarını bulmuştu. Rupert Sheldrake’nin Cambridge’de bulunan Trinity Koleji’nde yapmış olduğu telepati deneyi morfo genetik alanlar teorisi ile açıklığa kavuşur.

Önsezi TestiTelepati deneylerinde bu morfo genetik alanın hareketi söz konusudur ve zaman ve mekanda alan girişimleriyle “uzaktan etkide bulunmayı” anlatır. Yani zaman içindeki morfik rezonansla bağlantılı formlar arasındaki iletişimin bir diğer adı da telepatidir ve telepati bilimsel deneylerle ispatlanan bir duyular dışı algılama yeteneğidir, doğaldır, doğanın bir parçasıdır. Telepati bilinen zamanın dışına da taşabilir.

Sempati ve rezonans yasaları gereğince evrenin tüm meskun köşelerinden birbirleriyle telepatik rezonansa geçebilenler ve telepatik iletişim kuranlar hep olmuştur.

-Psişik Casusluk Savaşları

Genellikle korku ve gerilim filmlerine konu olan parapsikolojik olgular insanı hem ürkütüyor hem de son derece merakını uyandırıyor. Son zamanlarda büyük ilgi çeken gerilim filmlerinden birinin de konusu oldu, 6. His!

Filmi görmeyenler için özet:

“Çocuk psikiyatrisi Dr. Crow, yıllar önce bir saldırıya uğramış ondan sonra hayatı değişmiştir. İlgilendiği son hastası ise 6 yaşlarında Cole Sear adında bir erkek çocuk…Ama Cole çok az insana nasip olan hayli garip özellikleri olan kutsanmış ya da lanetlenmiş bir çocuktur. Ölmüş ama bir türlü huzura ermemiş insanları görüp onlarla konuşabilmektedir.

Cole güçlerinin sınırlarını bilmediği için korku içindedir ve Dr. Crow onunla ilgilenmeye başlar. Böylece onun tek sırdaşı olarak bilinmeyen bir dünyaya adımlarını atar. Karşılaştıkları her olay onları hiç beklenmedik bir sona götürür. Bu da doktorumuzun bizzat kendisinin de bir hayalet olduğu gerçeğidir! “

Filmde önseziden de öte, parapsikolojik hayli karmaşık bir olay işleniyor. Ancak bu tür olayların adı ister 6. his, önsezi olsun, ister telepati, deja vu… Beş duyumuzun ötesinde yaşananlar, bilim adamlarınca psişik güçler olarak adlandırılıyor ve çok geniş bir yelpazede inceleniyor.

-Nedir Altıncı His?

Hani bazen kapıyı çalanın kim olduğunu, telefon çaldığında kimin aradığını biliriz, bazen de durup dururken aklımızdan geçen biri beklenmedik bir zamanda karşımıza çıkar, kimi zaman içimizi bir sıkıntı sarar da, sonu hayır olsun deriz ve hoşumuza gitmeyen bir haber alırız, bazen rüyalarımızda olabilecekleri görürüz…

önseziBütün bunlar sizin duyular dışı algılama (DDA) yeteneğinizin olduğunun göstergesidir. Herkeste yok denir fakat bu da doğru değil. Aslında DDA, tüm varlıklarda ve insanoğlunda da derinlerde bir yerde saklıdır.

Bu güce “Psişik Yetenek” ya da “Ruhsal Güç” adı veriliyor. Altıncı his dediğimiz aniden bilme olgusu,

Psişik Yeteneklerimiz ise bizim sezgisel zekamızın eseri olarak açıklanıyor.

Hep benzer şeyler anlatılır ya, hani kimi insanların başlarına gelecek bir tehlikeyi farkında olmadan, tesadüfi olarak nasıl geçiştirdiğini. Son olarak da 11 eylül saldırılarından kılpayı kurtulanların nedensiz bir sıkıntı ya da mide ağrıları yüzünden o gün işe gitmeyenler olduğu anlatıldı.

Aslında kahve falına bakan kişi ile de aramızda telepatik bir bağ oluşuyor ve bu telepatik bağ sayesinde fala bakan kişi doğru yorum yapabiliyor! Kahve telvesi veya başka bir nesne ise sadece bir vasıtadır, önemli olan kişinin o anda sizden algıladığı şeyler ve doğal yeteneği olan önsezileridir.

Bu duygunun kadınlarda daha çok olduğu kabul görür, nedeni de kadınların olaylara daha duygusal yaklaşımlarıymış.

Birbirine çok bağımlı olan eşlerde, sevgililerde, ana çocuklar arasında ve ikizlerde de önsezi ve telepatinin çok güçlü olduğu görülüyor.

Aslında bu yeteneklerin hepimizde biraz olduğu kabul ediliyor, yalnızca bize ürkütücü geldiği için bilmezlikten gelmeyi ve uzak durmayı yeğliyoruz. Lakin bir yandan da bu yeteneklerimizi uyandırmak için teoriler üretiliyor, dersler veriliyor, seanslar düzenleniyor…

Fransa’da Adsensio diye bir grup ise 6. his çalışmalarıyla uykusuzluğu tedavi ediyormuş.

6.hisBu konuda yayınlanan kitapları da unutmayalım. Fakat genel olarak günlük tutmanın sezgisel gücümüzü güçlendirdiği de ileri sürülüyor. Kendimizle baş başa kalmak ve iyi dileklerde bulunmak için. Sezgisel zekanızı veya duyular dışı algılama yeteneğimizi uyandırmanın birçok yolu var ve belki de ürkerek yaklaştığımız bu gizli yeteneğimizi ciddiye alarak uyandırmamız mümkündür!

-Geçmiş mirasımız…

Hepimizin bildiği beş duyumuz var: İşitme, görme, dokunma, koklama ve tat alma. Bu duyular da çevremizi algılamamızı sağlıyor ve hepsi de madde ile ilgili. Lakin bazen hepimiz bu duyuların dışına çıkarak farklı bir algılama yaşıyoruz, az veya çok hepimizde var bu özellikler.

Nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, önsezi, deja vu, telepati, hepsi de psişik güçlerimiz.

Peki bu güç neden bazı insanlarda çok yoğun olarak vardır da, bazılarımızda yoktur?

Daha geniş bakarsak, niçin hayvanlar olacakları sezerler, niçin deprem sadece saniyeler önce hareketlenmişken bunu bizden önce hayvanlar sezinler? Aslında bu güçlerin, hayvanlar gibi geçmiş çağlarda ilk insanlarda da var olduğu düşünülüyor. Yani insanın doğaya en yakın olduğu, doğa ile bir bütün oluşturduğu zamanlarda insanlar bu yetilerini kullanarak gelecek tehlikeleri sezinleyebiliyorlar ve tehlikelerden korunabiliyorlardı.

Bilim henüz tam olarak tanımlayamadı lakin insanoğlunun evrimleşmeye başladığı ilk zamanlarında kendini savunabilmesi için önsezilerinin belki de en önemli duyularından biri idi!

Demek ki insanoğlu geliştikçe, medeniyetleri kurdukça, en sonunda teknolojiyi de yaratıp büyük ölçüde hayatına da kattıkça artık önsezilerini kullanma ihtiyacı duymadı ve bu gücünü kaybetti.

Kullanılmayan her şeyin zayıflaması gibi bu yetenek de zayıflayıp derinlerde bir yerde saklı kaldı, unutuldu. Bu da niçin bazılarımızda hala bu güç varken bazılarımızda zaman zaman hissedilse bile yok sayıldığını açıklayabiliyor.

Sonuç olarak, belki de beynin diğer duyularından bağımsız olarak bir haberleşme sistemi vardır; işte bu da epey zamandan beri bilim adamlarını meşgul ediyor.

sezgi abiye-Bilim araştırıyor

Bilim dünyası, “parapsikoloji” adı altında topladığı bu tür psişik güçlerin sırrını 1800 lerden beri araştırıyor.

Parapsikoloji terimi ilk kez 1930’lu yılların başında A.B.D’de Duke üniversitesinde J.B.Rhine ve eşi L.Rhine tarafından yürütülen psişik çalışmalarda kullanıldı ve sonra bilim dünyasında benimsendi.

Beynin tüm sırları henüz çözülemedi ancak yine de bu konuda çok ciddi araştırmalar sürdürülüyor, denekler üzerinde testler yapılıyor ve her geçen gün çeşitli sonuçlar elde ediliyor.

Yapılan son deney ve araştırmalar ile “altıncı his” denen şeyin bir söylenti ya da metafizik olmadığını ortaya koymuş.

Bazı kuramlara göre önsezi veya telepati, beynimizden yayılan manyetik dalgalara bağlı. Beynimizdeki bağımsız bir algılama merkezi sadece insan beyninden yayılan elektriksel dalgaları değil, çeşitli doğa olaylarının meydana getirdiği elektromanyetik enerji dalgalarını da algılıyor olabilir. Böylece olacaklar “içimize doğuyor”.

Diğer yandan bilim adamları hem hayvanlar hem de insanlar arasında cinsel etkileşimi (ve aşkı) tetikleyen kimyasal bir molekül ile beyinde bunu algılayan bir merkezin varlığını keşfettiler.

Aslında yakın zamana kadar “Feromon” adlı bu kimyasalların sadece hayvanlar tarafından salgılandığı ve algılandığı sanılıyordu. Fakat son yıllarda insanlar tarafından da salgılandığı saptandı. Feromonlar hayvanlar aleminde seks güdüsünü harekete geçiriyor.

Biraz düşününce, bizde erkek ve kadın arasında aşkın doğmasını da feromonlara borçlu olduğumuz anlaşılıyor.

Feromonlar yalnızca seks içgüdüsünü uyandırmıyor, hayvanlar arasında haberleşmeyi de sağlıyor. Bilim diyor ki, insanlar arasındaki telepatiyi de feromonlar sağlıyor olabilir. İnsanlar arasındaki telepatik haberleşme, bazı olayları önceden algılama, bazı doğa olaylarını sezinleme gibi olayların nedeni acaba sadece feremonlar mı?..

Yapılan bilimsel deneylerde beynin işleyişinin bazı kritik olaylar olmadan daha önce belirgin bir değişime uğrayarak yoğunluk kazandığı da gözlemlenmiş.

Bu tür araştırmaların doğrulanması halinde, “altıncı his” ve “deja vu” gibi herkesin yaşayabildiği paranormal olaylar da bilimsel düzeyde açıklanabilecek..

-Şimdi okuyacaklarınız ise bir James Bond veya bilim-kurgu filminin senaryosu değil:

CIA 1970’lerden 1995 yılına kadar sürdürdüğü “Stargate Projesi” ile SSCB’ye “psişik casusluk savaşı” açmıştı.

sezgi ne demekEn önemli silahları ise 6. hissi güçlü olduğu bilinen askerleriydi. Cambridge Üniversitesinde sürdürülen çalışmalardan alınan sonuçlar ise, gelecekten haber almanın mümkün olabileceğini düşündürüyor.

Bugün dünyanın en etkin parapsikoloji laboratuarı da A.B.D.de Foundation For Research on the Nature of Man, yani İnsan Doğasını Araştırma Vakfı’na bağlı olarak çalışan parapsikoloji laboratuarı. Kim bilir, belki de gelecekte bir gün enerjinin doğası, var oluşumuz hakkında birçok bilinmeyen, 6 histen hareketle birer birer çözülmüş olacak!!

-ABD’de yapılan deneylerde, yüzde 53’lük oranla yapılan tahminler, “önsezi” kavramının kanıtı oldu.

Filmlere ve kitaplara konu olan “geleceği görme” yeteneği ilk kez bilimsel bir deneyle ‘ete kemiğe büründü…’ ABD’nin New York eyaletinde yer alan Cornell Üniversitesi psikoloji bölümünde görevli Prof. Daryl Bem, binden fazla gönüllü üzerinde dokuz deney yaptı.

Parapsikoloji ve psişik yetiler konusunda çalışan Bem’in yaptığı deneylerin birinde, katılımcı öğrencilere ezberlemeleri için bir kelime listesi sunuldu. Bu aşamanın ardından da “İleride size listedeki bazı kelimeler sorulacak. Sizce bunlar hangileri olacak” diye soruldu. Ve deneklerin yüzde 53’lük bir kısmının, kendilerine sorulacak kelimeleri doğru tahmin ettiği görüldü.

Bir diğer deneyde de katılımcılara bilgisayar ekranında, birinde erotik fotoğraf gizlenmiş iki perde grafiği gösterildi. Deneklerin erotik görselin hangi perdeli grafikte saklı olduğunu tahmin etmeleri istendiğinde, yine yüzde 53 oranında doğru tahmin yapıldı.

Bazı çevreler söz konusu sonuçların tamamen bir rastlandığı olduğunu savundu. Lakin böylesi bir rastlantı ihtimalinin matematiksel olarak sadece 74 milyarda bir olduğu açıklandı.

Yapılan deneyler akıllara, ünlü yönetmen Steven Spielberg’in Minority Report (Azınlık Raporu) adlı bilimkurgu filmini getirdi. Tom Cruise’un başrol oynadığı film, suçların, işlenmeden önce öngörülerek engellenmesi temasını işliyordu.

-Kabbalah’a göre Altıncı His

Psikologların yapmış oldukları araştırmalar neticesinde, dış dünyamızdan aldığımız bilgileri tasnif ve yorumlamak sürecini, İDRAK Dediğimiz anlamak yeteneği işletmektedir. Başka bir deyimle Psikologlar bize ÖN BİLGİYE İhtiyacımız olduğunu söylemektedirler.

Tarih boyunca Felsefe ve İlim beşeriyetle birlikte ilerleyerek geliştiklerini görüyoruz. Günümüzde İlim ve Felsefeyle uğraşan aydınlar ve âlimler etrafımızı saran dünya gerçeklerini araştıran ve inceleyen insan faktörünün bu konuda sınırlı kaldığını kabul etmektedirler.

sezgi nedirBir an için insanı, dışardan geleni duyumsayan, hisseden ve anlayan bir kara kutu olarak varsayalım. İhtiyacımız olan bilgilerin bu kara kutunun içine nasıl girdiklerine bir göz atacak olursak. Bütün bilgilerin hislerimizin aracılığı ile kara kutuya girdiklerini görürüz.

Hislerimizin dayandığı beş duyu, sabit bir rakam (Miktar) olduğundan bizim için bir sınır teşkil etmektedir. Böylece yapmış olduğumuz bütün araştırma ve incelemeler, beş duyu sınırları içinde kaldığından, sadece mevcut duyularımızın sınırları içinde kalan maddi dünyaya ait gerçekleri görebiliyoruz. Bu sebeple bu sınırların dışında kalan dünya ötesi evrensel gerçekleri görebileceğimiz araç ve aletleri yaratamıyoruz. Şimdiye kadar yarattığımız aletler, var olan duyularımızın etki alanlarını genişletmekten ileri gitmemiştir.

Sınırlı beş duyularımızın dışında kalan dünya ötesi evrensel gerçekleri hissetmek için artı bir duyuya ihtiyacımız olduğunu görüyoruz. Belki başka boyutlarda var olan başka dünyalar ve bu dünyalarda varlıklarını sürdüren yaratıklar da vardır ama biz onları hissedemiyoruz çünkü onları hissedebilecek uygun duyulardan yoksun bulunmaktayız.

Belki hissedemediğimiz, bizimkinden daha geniş ve farklı olan öbür dünyada varlığımızın gerçeklerinden olan doğuşumuz, hayatımız boyunca başımızdan geçenlerin ve ölümün nedenleri bu öbür dünya dediğimiz yerde bulunmaktadır. Bunları bilmeden varlığımızın hedef gördüğü gerçek amacın ne olduğunu da bilemeyiz.

Dünyamızda, bazı insanlar, ek duyumlarıyla elde ettikleri artı hisler sayesinde bizim gördüğümüz gerçek tablodan daha geniş ve daha gerçek bir tablo görürler. Bu insanlara biz Kabalacı (Mekubalim) diyoruz, çünkü onlar yüksek seviyelerden gelen bilgileri almayı ve hissetmeyi bilirler. Bu kişiler, etrafımızı saran bizimkinden daha üstün dünyaların varlığını bize bildirmektedirler. Bu dünyalar bir soğan gibi iç içe gelişmiş tabakalar halinde olup, merkezinde bizim dünyamız bulunmaktadır.

Bizler bu dünyanın içinde doğar, yaşar ve ölürüz. Bizler sadece bu bizim dediğimiz dünyayı hissedebiliriz. Kabalacılar buna yaşadığımız dünya OLAM HAZEH, Diyorlar çünkü Evrenin hakiki gerçeklerinde ufak bir yer kapsamaktadır.

Kendimizde artı bir Manevi duyu geliştirirsek, bu duyu sayesinde, bir bütünü teşkil eden evrenin gerçeklerinden daha geniş bir parçası olan gelecek dünya’yı hissedebiliriz. Türkçe buna öbür dünya diyoruz.

Bize öbür dünya’yı hissetmeye yardımcı olacak sistemin adı Hohmat A Kabala olup bize, gizli kalmış hakiki gerçekleri nasıl algılayacağımızı öğreten de odur.

Bilincinde olmadığımız bu gizli kalmış gerçeklerle irtibat kurmamızı sağlayacak artı duyu’yu geliştirmek için kendimizde, iç dünyamızda bazı değişiklikler yapmak mecburiyetindeyiz.

sezgi gücüMisal; Radyo alıcısının içindeki dalga ayarı, dıştan gelen radyo dalgası ile % 100 uyum sağladığı zaman dıştan gelen neşriyatı yakalayabilir.Biz insanlar da bir radyo alıcısına benzetilebiliriz, bizde de durum aynı, içimizdeki nitelikler karşılığında dış dünyamızda olan nitelikleri yakalayabiliriz iç dünyamızın içinde, dış dünyamızda kalan niteliklere karşı uyum sağlayan nitelikler yoksa dış dünyadan hiç bir şey hissedemeyiz.

Dış dünyamızda var olanları hissedebilmek için, içimizde, iç dünyamızda var olan nitelikleri geliştirmenin gerekliliğini anladıktan sonra, tanımadığımız manevi dünyayı hissedebilmek için gerekli uygun niteliklerin bizde eksik olduklarını anlıyoruz. Bizde eksik olan nitelikler nelerdir?

Bu niteliklere sahip insanların söylediklerine göre, insan karakteri itibariyle tam anlamıyla egoisttir. İnsanın, düşündükleri, istekleri, konuşarak düşünerek ve fiilen yaptıkları olsun, bütün bunlar kendine olan sevgisinden kaynaklanmaktadır, öylesine ki bütün bunlar kendi istifadesi içindir.

Görünüşte bir başkasına iyilik yapan ya da başkaları hakkında iyilikler düşünen kişilerin bunu yaparken gerçek amaçlarını derinlemesine inceleyecek olursak, bunları sırf kendi menfaatleri için yaptığını görüp ve yapmış olduğu iyilikler vasıtasıyla, göze görülmez bir şekilde başkasını kendi çıkarlarına alet ettiği görülmektedir.

Manevi duyu’ya sahip olmakla, bu dünya kaybolup onun yerine başka bir dünya, öbür dünya gelecek değildir. Şimdi hissettiğimiz gerçeklerden oluşmuş olan tablodan başka, artı gerçekleri hissedebileceğimiz zaman, var oluşumuzun ve hayatımızın nedenlerini içeren kaynağın öz’ünü görüp onu anlayabileceğiz. Bununla beraber manevi duyumuz yeterince gelişinceye kadar şimdilik (Mekubalim) Kabalacıların yolunda giderek onların tavsiyelerine uyabiliriz. Bu kişiler burada bizimle olmalarına rağmen her iki dünya gerçeklerini hissettiklerinden, onların bize söylediklerini yapmak, gittikleri yoldan gitmek imkânlarına sahibiz.

Bu gerçeklerin şimdiye kadar neden açıklanıp izah edilmediğini Kabalacılar bize şöyle anlatmaktadırlar. Dünyamızın altı bin yıllık mevcudiyeti boyunca ruhların dünyamıza inmeleri ve bedenlerin içinde yerleşmeleri, bir birini takip eden bir düzenin varlığından söz edilmektedir. Bu düzene göre, ilk iki bin yıllık dönem boyunca dünyaya inmiş olan ruhlar, son derece arınmış tertemiz ve saf ruhlardan ibaret idi, bu ruhların (Tikun) onarım yapmaya ihtiyaçları yoktu. İkinci iki bin yıl zarfında inen ruhlar, öncekilere nazaran kaba ve arınmamış ruhlar olduğundan, arınmak için gerekli bir araca ihtiyaçları vardı.

sezgi nedir felsefeBu aracın ismi Tora Şebihtav, Tevrat’ın yazılı metinleridir ki bu dini kurallar gereğince fiilen işlenen sevaplar sayesinde ruhlar arınarak gereken seviyeye ulaşmak fırsatını elde ettiler. Bu ikinci iki bin yıllık süreçte insanlar Tevrat’ın sadece yeryüzünde işlenebilir Mitsvot, Sevaplar kısmını kullanarak arındılar.

Bu nedenle üçüncü yüzyılda yazılmış olan ZOAR Kitabı, onbirinci yüzyıla kadar saklı kalmıştır. Zohar kitabı onbirinci yüzyıldan sonra her kuşakta sadece seçkin kişilerin önüne çıkmıştır. Ta ki yaklaşık bundan 450 sene evvel A Ari Akadoş Rabbi Yitshak Luria, 450 sene evvel şöyle demiştir.Bu dönemden itibaren herkes küçükten büyüğüne kadar Kabala öğrenimi ile uğraşmak zamanı gelmiştir, çünkü bu dönemde inen ruhlar, en kaba vaziyette olan ruhlardır, bu ruhların arınmaları için Tevrat’ın bütününe ihtiyaç vardır, hatta Tevrat’ın içerdiği sırların bulunduğu bölüme bile ihtiyacımız olduğunu bize yazılarıyla söylemiştir.

-Duyular dışı algılama yeteneği

Bazen hepimiz, bizi sadece maddî yaşamla sınırlayan beş duyumuzun dışına taştığımızı fark ederiz. Telefon çalar, kimin aradığını bilirsiniz, o gün ısrarla anımsadığınız eski arkadaşınıza yolda rastlarsınız. İlk kez karşılaştığınız bir yabancının, hayatınızda önemli bir yere sahip olacağını algılarsınız. Yakınlarınızla ilgili çeşitli haberci rüyalar görür, hatta onların geleceklerine ait sezgilerin sahibi olabilirsiniz. Bütün bunlar sizin duyular dışı algılama (DDA) yeteneğinizin olduğunu gösterir. Hepimizin değişik bir şuur hâline açılan çeşitli pencereleri vardır. Şuurumuzu, şimdiki farkındalığımızın ötelerine genişletme gücü, tüm varlıkların içinde saklı şekilde mevcuttur. Bu güce “Psişik Yetenek” veya “Ruhsal Güç” adını veriyoruz.

Ruhsal Gücümüz hemen hemen her gün bizi sınırlayan beş duyumuzun dışına taşmamıza neden olur fakat “neden ve nasıl” sorularına yeterli cevap veremediğimiz için bu potansiyel güç de, gizli bir hazine gibi varlığımızın derinliklerinde saklı kalır. Ve yaşamda uygulama alanı bulamaz. Dünya yaşamı hepimize sunulmuş çok büyük bir armağan ve kendimizi geliştirmek için kullanılacak imkânlar dizisidir. Ruhsal Güçlerin, ilham ve önsezilerin bize sağladığı en büyük fayda, yaşamı sadece biyolojik bir varoluş biçiminden kurtarmaktır. Her şeyin ardında asıl sebebi saklıdır. Görünenin ardındaki görünmeyeni görünür kılmak ve onun nimetlerinden yararlanmak bizim doğuştan hakkımızdır.

sezgicilik-Paranormal Algılamalar ve Sezgiler

İnsanlık var oldu olalı dünya realitesi ve hakikatler hakkında üç ana kanaldan bilgi edinmektedir. Bunlardan ilki gözlem yoluyla elde edilip akıl vasıtasıyla sentezlenen bilgiler, diğeri sezgi vasıtasıyla kendi öz varlığından elde etmiş olduğu bilgiler ve son olarak da ruhsal varlık ve planlardan tebliğ yoluyla elde etmiş olduğu bilgiler. Bu üç ana kaynak insanlığın dünya okulundaki eğitim ve öğreniminde gelişimi artırıcı önemli birer araç vazifesi görmektedir.

Sezgi bilginin veya bir etkinin duyularımızla herhangi bir bağlantı kurmadan, direk algılanması ve idrak edilmesidir. Aynen psişik, paranormal algılarda olduğu gibi herhangi bir duyu organı kullanılmadan bir bilgi bizim algılamalarımıza çarpar ve bu şekilde bir anlayışa ulaşabiliriz.

İnsanın öz varlığında mevcut birtakım bilgilerin, düşüncelerin, tesirlerin doğrudan doğruya elde edilmesine sezgi denilmektedir. Sezgi vasıtasıyla bilgi edinme bilebildiğimiz çok eski zamanlardan beri bazı kişi ve gruplar tarafından birçok alanda şuurlu bir şekilde kullanılmıştır. Özellikle ezoterik eğitim sistemini benimseyen inisiyasyon gruplarında psişik yeteneklerin ve sezgisel yolla bilgi edinmenin geliştirilmesi önemli bir yere sahipti.

Örneğin inisiyasyon içerisindeki müritler, mürşitlerinin kendilerine yönelttikleri sembolik bilgi sorularını çözerken veya gelecek, kozmos, astral dünya, ruhsal dünya, tekrar doğuş, tekamül, yasalar v.b. gibi konular hakkında bilgi edinirken veya bilgilendikleri bu konuları idrak ederken durugörü ve sezgiyi kullanıyorlardı. Mu Uygarlığı ve Atlantis’te, Eski Hindistan, Eski Mısır ve Yunan kültürlerinde, Çin, Tibet, Kuzey Amerika yerlileri ve şaman gibi bazı toplumlarda sezgisel bilgisini ve durugörüsünü kullanan birçok insanın izine rastlanabilir.

-Sezgi Kanalları

Sezgi iki temel alandan bize ulaşmaktadır. Bunlardan ilki fizik plandır yani ruh varlığının bir bedeni kullanarak enkarne olduğu alan. Diğeri de bu ruh varlığının uzandığı asıl mekanı, ana vatanı olan ruhsal plan. İnsana fizik plandan gelen tesirler genel olarak bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışından kaynaklanırlar. Bu kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler genelde bizim ihtiyacımız olan gelişimimizle ilgilidir. Yaşadığımız olaylar ve ruh halleriyle ilgili fikir, yorum ve bilgileri bu şekilde elde ederiz. En önemli sezgi kaynağı ise bilinçdışından gelen bilgileridir.

altıncı his indirRuhsal alandan gelen sezgilerin kaynakları ise bedensiz varlıklar ve onlarında tabi olduğu ruhsal planlardır. Buradan gelen tesirler kimi zaman bizim bedenimize, şuuraltımıza, üst şuurumuza kadar yansıyabilirler. Fakat burada beden ve ruh arasındaki ilişkiyi temin eden perispri dediğimiz ara vasıta kullanılmaktadır. Bedensiz varlıklardan ve ruhsal dediğimiz planlardan kaynaklanan tesirler bizim perisprimiz vasıtasıyla şuurumuza ulaştığında sezgisel bir bilgi edindiğimizi hissederiz.

Bazen nadir de olsa birtakım parazit tesirleri de algılayabiliriz. Gerek fizik gerekse ruhsal dünyada inanılmaz bir mantal akış vardır. Adeta bir düşünce yağmuru altındayızdır. Kimi zaman bizimle ilgisi olmayan başka varlıkların yayınlarını algılayabilir ve sezgisel bir bilgi edindiğimizi sanırız. Bu hataya düşmemek gerekir. Bu açıdan sezgilerin alınıp kullanılmasında çok dikkatli olunmalıdır. Her algıladığımız tesir yüksek nitelikli olmayabilir. Ya da başkasını ilgilendiren bir bilgiyi tamamen kendimize mal edebiliriz. Bunu önlemek için bize ulaşan o tesirin niteliği onu nasıl yorumladığımız, bize ulaşma zamanı ve tarzı, bizim için ne anlam ifade ettiği gibi bazı kriterleri göz önüne almak gerekir.

Rüyalar geldiği kaynak açısından sezgilere benzerler. Onlarda hem bizim şuuraltımızdan, üst şuurdan hem de ruhsal dünyadan rehber varlıklardan bize kadar ulaşırlar. Yalnız burada bir fark vardır. Sezgi aracılığıyla belli belirsiz bize ulaşan tesirler rüyada imajlara bürünürler. Bu bilgiler rüyada oldukça semboliktir ve yapılması gereken yorum kişinin kendisine kalmıştır. Sezgide ise bir his tarzında belirir.

Görünüş itibariyle sezgi telepatiye benzetilebilir, doğrudur da. Gerçekten sezgi telepatiye benzer fakat arada bazı farklar vardır. Öncelikle telepati karşılıklı bir iletişimdir sezgi ise tek yönlüdür, sezgi yoluyla gelen tesirin kaynağı bilinmez. Telepatide kiminle iletişimde olduğumuzu biliriz. Bir başka fark ise telepati anında oluşan bir iletişimdir yani iletişimin başlaması ve bitmesi hemen hemen aynı anda olur. Fakat sezgisel bilgi bize ulaştığı anda hemen ortaya çıkmaz. Onun psişik bünyemize yerleşmesi ve uyanık şuurumuza ulaşması arasında bazen uzun bir süreç yaşanır. Bize ulaşmış bir tesiri algılayabilmemiz için şuurumuzun belli bir frekansa o an uyum sağlamış olması lazım. Yani bizde bir boşluk olmalı ki o boşluktan bilgi akabilsin. Kısacası telepati yatay sezgi ise dikey bir tesir akışıdır.

-Sezgi ve Paranormal Algı Arasındaki Fark

Bunu tüm paranormal algılarımız için de düşünebiliriz. Sezgi ve paranormal algı arasındaki fark tesirin yatay veya dikey olmasından kaynaklanır. Örneğin bir çocuk tehlikeli bir kaza yaşıyor ve ondan uzakta olan annesi o anda bu durumu bir şekilde hisler tarzında algılıyor. Kendini kötü hissettiğini ifade edebilir, sıkıldığını, sinirlendiğini bildirir. Bu çocuk ve annesi arasındaki sempatizasyondan kaynaklanan bir durumdur. Çocuk tehlike altında iken bunu mantal bir düzeyde devamlı yayınlar bu yayını çocuğa sempatik bir alanla bağlı kişiler çekecektir ki doğal olarak annesi bu durumu algılayabilir. Burada yatay planda bir bilgi akışı, tesir alış verişi mevcuttur.
altıncı his izle-Rüyalarda Verilen Bilgi Sezgidir

Ayrıca sezgiye bağlı olmak üzere şuuraltından, üst şuurdan gelen tesirler başka isimlerle de anılabilir ki bunlardan bir tanesi de rüyadır. Rüyalar, sezgi hakkında anlattığımız tesirin yani bilgi akışının, klişeler veya imajlar haline gelmiş şekillerinden ibarettir.

Rüyalarda verilen bilgi belirsizdir. Yani sezgide, belirsiz olan, açık ve seçik olmayan ve aynı zamanda da olağandışı olan bir mekanizma, rüyalarda daha belirgindir. Çünkü aslında, bütün sezgiler ve sezgi yolu ile gelen bilgiler alışılmışın dışındadır. Yani zihnin akıl yürütmesi yoluyla bazı mantıksal sonuçlara gitmesi sezgi değildir. Örneğin, bir kişinin ekonomik görüşü gayet iyi olabilir ve der ki, “iki ay sonra şu iş şöyle olacaktır, şu malın fiyatı artacaktır, derhal stoğa gidin”. Ve hakikaten de o malın fiyatı artar. Şimdi bu sezgi değildir. Bu kişi sadece mekanik bir sistemi yani ekonomi psikolojisini ve organizasyonunu iyi bilen keskin görüşlü ve zeki bir kimsedir.

Rüyalar, şuuraltından yansıyan sezgilerin, vizyon, rüyet, imajlar ve bazı sahneler tarzındaki sembolik ifadeleridir. Rüyalar çoğu kez, insanın kendi psişik yapısından kaynaklanır. Freud’un ve Jung’un rüyalar hakkında haklı oldukları bölümler vardır. Rüyaların büyük bir kısmı o kişinin kendi şuuraltından kaynaklanırsa da öyle rüyalar vardır ki, onlar, ruhsal varlıkların yardımlarıyla uyarmaları ve bilgi aktarışlarıyla ilişkili olmak üzere belli frekanstaki bazı yayınların bizim tarafımızdan yakalanmasından ibarettir. Bazı rüyalar, Yukarı’nın bir tür yayın şeklidir. Ve biz bu yayını kısmen veya tamamen yakalayabiliriz. Bu bize ve o günkü durumumuza bağlı bir husustur.

Bir de kehanet rüyaları adını verdiğimiz rüya tipleri vardır ki, kehanet rüyalarında o varlığın şuuraltı ihtiyacı devreye hiç girmez. Yani o kişinin şahsiyetiyle, şahsi bilgisi ve endişeleriyle alakalı olmayan fakat görmek zorunda olduğu rüya tipleridir. Çünkü o varlık, yetenek bakımından bu tip bir bilgiyi aktarabilecek güçte olduğu için vazifelendirilmiştir ve kehanet rüyasını görür. Kehanet rüyaları genellikle hiç unutulmaz ve hemen bir sebep oluşturularak kaydetme imkanı ortaya çıkarılır.

-Çok yakın gelecekte olacakları hissedebilme yeteneğine dair güçlü kanıtlar sunan bir araştırma yayınlanacak.

Dünyanın en prestijli psikoloji dergilerinden Personality and Social Psychology (Kişilik ve Sosyal Psikoloji) yeni sayısında “duyuötesi algı”, yani gelecekte olacakları hissedebilme yeteneğine dair güçlü kanıtlar sunan bir araştırma yayınlayacağını açıkladı.

Psikoloji araştırmacılarının bazıları çalışmayı merakla beklerken, bazıları da bilimsel nitelik taşımadığını savunuyor. ABD’nin Cornell Üniversitesi’nden emekli profesör Daryl J. Bem’in yaptığı araştırmada son on yılda yapılan dokuz deney yer alıyor. Deneylerde öğrencilerin rastgele olayları doğru olarak hissedebilme yetenekleri test ediliyor.

Örneğin, öğrencilerden bilgisayar ekranının sağında mı yoksa solunda mı bir fotoğraf ortaya çıkacağını söylemeleri isteniyor.

-Ruhsal Bilimleri Araştırma Vakfı (Spiritual Science Research Foundation) nın yazı dizisinden

altıncı his film izleAltıncı his, görülmeyen varlıkları görebilmeyi mümkün kılan duyumuzdur, ayrıca normal zekamızla anlayamadığımız pekçok olayın sebep-sonuç ilişkisini anlamamızı sağlar, medyumluk, sezgi hep altıncı duyu konusudur.

Gördüğümüz dünyayı beş duyumuzla (görerek, dokunarak, koklayarak, tadarak ve işiterek) algılarız, tabii bir de zekamız işin içine girer. Görünmeyen dünyayı anlamak içinse, beş duyumuz yeterli değildir. Bunun için altıncı duyuya ihtiyacımız vardır.

Altıncı duyu ile ilgili basit bir örnek verelim: Önünüzde bir demet gül varken, bu güllerin kokusunu duymamız olağandır ama evinizin içinde otururken, pencere kapalıyken, evde hiç gül veya başka bir çiçek yokken, birdenbire, durupdururken gül kokusu duyarsanız ve bu kokuyu sizden başka kimse duymaz, hissetmezse, işte bu altıncı histir.

Biz görmesek de, görünmeyen şeyler çevremizde bulunmaktadır, altıncı hissimizi geliştirmek için bu konuda pratik yapmamız, çalışmamız gerekir. Altıncı duyuyu bir televizyon antenine benzetebiliriz, nasıl ki, televizyonunuzun anteni olmazsa, gözle görmediğimiz ama var olduğunu bildiğimiz, sinyalleri alamazsa, biz de altıncı duyumuz olmadan gizli dünyayı göremeyiz. Tanrı’nın varlığını hissedebilmek için de altıncı duyuya ihtiyacımız vardır,

Altıncı duyumuz geliştirmekten söz ettik. Bu kademelerden oluşuyor ayrıca kadınların altıncı hislerinin erkeklerden daha güçlü olduğuna inanılıyor. Örneğin, Nostradamus’un %50 oranında bir altıncı duyuya sahip olduğu düşünülüyor. Altıncı his kademesi, bir insanın altıncı hislerinin kapasitesini, ruhsal yönden gelişmişliğini ifade eder, bu kademeler 1′ den 100’e kadardır. Normal insanların altıncı hislerinin %20 civarındadır, bir insanın altıncı his düzeyi %70’i geçerse, işte o insana Aziz, Ermiş, Kahin deniliyor.

-Beynimiz ve sezgi

Sezgi, günümüzde en çok tasarımcı, sanatçı ve mucitlerde görülüyor. Beynimizin sağ yarı küresinin sıklıkla kullanıldığı bu durumlarda sezgisel kapasitemiz artıyor. Diğer yandan yapılan bir çok bilimsel araştırmada beynimizin sinir sisteminin bir parçası olan empatik nöronlarımızın önseziler konusunda asıl rölü üstlendiği gözlemlenmiş.

Çeşitli kaynaklardan derlenmiştir…

Hakkında Ali Gülkanat

Biliyoruz ki; KELEBEK ETKİSİ: ”Ankara’da bir kelebeğin kanat çırpması, Diyarbakır’da da fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, ülkenin yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir.”

10 yorumlar

  1. Vakit varken tomurcukları topla. Zaman hala uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir… Ölü Ozanlar Derneği – Dead Poets Society